.

   

TARİHİ GÜZELLİKLERİMİZ

 

 

ASLANLI MEZAR

Beldemizin Kızıl isalı köyünde bulunan aslanlı mezar oldukça dikkat çekiçi ve muhteşem bir yapıttır.Bu bir anıt mezarı çağrıştırmaktadır.İlginç ve güzel bir sanat eseri görünümünde olan aslanlı mezar binlerce tatilcimizin akınına uğramaktadır.

     
 

ASTIM MAĞARASI

Cennnet çöküğünün 300 m güneybatısındadır. İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür.İçi ışıklandırılmış olup,mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğu için Astım - Dilek Mağarası denmiştir. Mağarada sıcaklık ortalaması 15 derece santigrat olup, nem oranı yazın %85, kışın %95'eulaşır.Cennet ve Cehennem çökükleri ile Astım - Dilek Mağarası çevresindeki ağaç ve çalı dallarına burayı ziyarete gelenler dilek dileyip bez parçası bağlarlar.

     
 

CEHENNEM ÇÖKÜĞÜ

Cennet Çöküğünün 100 metre uzağında bulunan Cehennem Çöküğü, ürkütücü, derin karanlık ve sevimsiz görünüşü ile bu ismi fazlasıyla hak ediyor. Mitolojide Zeus'un Ejder Typhon'u burada hapsettiğine inanılıyor. Etrafı demir korkulukla çevrili, 50 m çapında ve 128 m derinliğindeki dik duvarlı Cehennem obruğuna ise normal şartlarda inme imkanı bulunmuyor.

CENNET ÇÖKÜĞÜ

Kızkalesi'nden Silifke'nin Hüseyinler Köyü'ne giden asfalt yolun 5. Km. sinde batıya ayrılan 2 Km. lik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır. Bu vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde İ.S. II. yy'dan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması vardır. Bazı nişlerin alınlığında Roma kartalı kabartması görülür

     
 
 

CENET-CEHENNEM-ASTIM MAGARALARI VE OBRUKLARI

Burada virajlı asfalt yol sizi bir Akdeniz klasiği olan gözleme ve ayran satıcıları arasından mağara girişine getiriyor. Turist otobüsleri ve araçların park edebileceği geniş alanda dinlenme üniteleri, kafe, halıcılar, hediyelik eşya satışı yapan dükkanlar görülüyor. İlk etapta Cennet Cehennem obrukları hakkında bilgiler içeren panolar ve kalıntılar arasından geçerek Astım ve Dilek mağarası girişine geliyorsunuz. Burada da bir öncekinde olduğu gibi park alanı, kafe, dinlenme yerleri var. Canınız isterse deve gezisi ile çevrede dolaşabiliyorsunuz. Mağaraya giriş ücretli, minare stilinde bir eksen etrafında 86 demir basamaklı merdivenle dönerek inilen mağara zemininde bulunduğunuz ortamdaki yüksek nem oranı terlemeye başlamanıza ve vücudunuzdaki tüm gözeneklerin açılmasına neden oluyor. Demir basamakların bitiminde sıralanan beton basamaklar ise sizi 200 metrelik galeriye götürüyor. Işık efektleri ile hayal ülkesinde olduğunuzu sanacak kadar etkileyici güzelliğe sahip olan ve çeşitli biçimsel benzemelere sahip yıllarca süren oluşumlar, sarkıt ve dikitler görenleri hayrete düşürüyor. Bu görkemli galeride ziyaretçiler çeşitli dilekler tutmayı da ihmal etmiyorlar. Yerden alınan bir avuç çamur avuç içinde top yapıldıktan sonra mağara duvarına veya tavana atılıyor. Dilek sahipleri attıkları çamurlar temas ettikleri yere yapışırsa dileklerinin tutacağına inanıyorlar yere düşen dilek topları ise yapışana dek tekrar atılıyor. !!! Ancak çamurların kokusu hiç hoş değil. Astım problemi yaşayanların şifa için geldikleri ve üzerinizdekilerin terden sırıl sıklam olduğu mağaradan aynı basamaklarla çıkışta doğal hava ile karşılaştığınız zaman, eğer gezinizi yaz aylarında yapıyorsanız Akdeniz'in en sıcak rüzgarının bile sizi serinlettiğine şahit olabiliyorsunuz. Mağarada kaybettiğiniz suyu kafede sıcak veya soğuk içeceklerle karşılarken Kızkalesi'ni tepeden seyrederek enerjinizi kazandıysanız şimdide bir başka zorlu yolculuğa Cennet Çöküğüne girmeye hazırsınız demektir.

250 m uzunluğunda, 110 m genişliğinde ve 70 m derinliğindeki Cennet Çöküğü, Korykos mağaralarının en büyüğü. Mitolojiye göre 100 başlı ejderha Typhon'a ait olan ve tavan çöküntüsü sonucu oluşmuş mağaraya çoğu antik döneme ait 425 basamakla iniliyor!. Mağara girişinde bulunan ve M.S. 5 veya 6. yy ait olduğu sanılan küçük kilise ise Poulus adında bir dindar tarafından Meryem Anaya ithafen yaptırılmış. Mağaradan dışarı çıktığınızda sizi kuş sesleri, dinlendirici bir serinlik, zümrüt yeşili bitki dokusu ve doğanın doğal parfümü botanik kokusu karşılıyor. Bu huzur veren sessizlik mağaraya neden Cennet adının yakıştırıldığı konusunda hak vermenizi sağlıyor. Çünkü yöre halkı, mağarayı ve çevresini Cennete açılan bir pencereye benzettiği için Cennet adını vermiş! Mağara içinde genişleyen galeri tabanındaki dere ise karanlığa karışarak yolculuğuna yer altında devam ediyor. Cennet Çöküğünün etrafında bulunan poligonal duvar örtülü kalıntılar Roma kontu olan Paperon'a ait. Yörenin büyüleyici güzelliği karşısında etkilenenler buradaki ağaçlara da bağladıkları ip, bez, yün, benzeri kumaşları,istek ve dilekleri için kullanıyorlar.

 

     
 

ÇANLI KİLİSE

Çanlı kilise Beldemizin hasan aliler mahallesinde bulunmaktadır.Tarihi günümüze taşıyan ender yapılardandır.Burası da tüm tatilcilerimizin uğrak yeridir.mutlaka görmelisiniz.

     
 

MERYEN ANA KİLİSESİ

Cennet Çöküğünün içerisinde, çok tanrılı dönem tapınma yeri olan mağaranın tam ağzında bir kilise inşa edilmiştir. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört satırlık yazıttan, bu kilisenin Paulus adında dindar bir şahıs tarafından Meryem Ana adına yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kiliseyi yeterince koruyan üzerindeki kaya uzantısından dolayı yapının çatıya gereksinimi olmamıştır. Bununla birlikte, kilisenin doğusundaki apsis ile buna bitişik iki yan oda birer kubbe ile örtülmüştür. İ.S.12. yy.da apsisin kubbesi ve iç duvarları freskler ile süslenmiştir. Bugün konusunun ne olduğu açıkça anlaşılamıyacak derecede yıpranmış olan bu fresk aslında İsa’yı ve yanında havarilerini göstermektedir. Yapının kuzey ve güney duvarlarında birer sıra kemerli küçük pencere vardır. Kilise tarih olarak dışarıda bulunan tapınaktan dönme bazilika ile aynı dönemde yani en geç İ.S.5. yüzyılda en erken 6. yüzyıla tarihlenmektedir. Yapının kilise olarak ne zamana kadar kullanıldığı saptanamamıştı

     
 

NARLIKUYU ÜÇ GÜZELLER MÜZESİ

Silifke-Mersin karayolunda, Silifke’den 21 km. ileride, Narlıkuyu Köyü’nün ve oradaki körfezin yanındadır. Körfezin yanında İ.S.4.yüzyıldan kalma bir Roma hamamının mozaikli tabanını koruyup, sergileyen “Narlıkuyu Mozaik Müzesi” bulunmaktadır. Kuzeyde yer alan Cennet-Cehennem obrukları yöredeki diğer bir çok obruk gibi antik dönemde kutsal konumdadır. Obruklar, doğal çöküntülerle oluşmuş, dik yamaçlı, çok büyük ve derin çukurlardır. Narlıkuyu’da ana yoldan kuzeye ayrılan kıvrımlı yolun 2 km ötesinde önce antik bir kentin kalıntılarına sonra Zeus Tapınağına ve çok tanrılı inanca göre kutsal sayılan bu iki obruğa rastlanır.Bu yöredeki Korykos kenti, adını Korykos Burnundan almıştır. Kent, Korykos Burnu üzerinde ve anakaranın bitişik yöresine yayıldığından bir kıyı kentidir. Korykos kentinin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte hellenistik çağda, bergama krallarından birinin kenti kurduğu sanılmaktadır. Kent, Roma İmparatorluğunun egemenliği döneminde önem kazanmış, ancak altın çağını erken Hıristiyanlık döneminde (Geç Roma, Erken Bizans) yaşamıştır.

     
 
 

ZEUST TAPINAĞI

Zeus Tapınağı Cennet çöküğünün güney ucunda yer alır. İlk yapı evresi Hellenistik dönemde yapılmış Dor düzeninde, sütunlarla çevrili olmayan bir tapınak niteliğindedir. Bu tapınak Zeus’un Typhon’a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak onun onuruna yapılmıştır. Tapınağın kuzey duvarının doğuya bakan düz köşe devşirme taşlara Hellenistik ve Roma dönemlerinde görev yapmış 130 din adamının adları kazınmıştır. Tapınak, hıristiyanlık döneminde bütünüyle yıkılıp yerine bazilika planlı bir kilise yapılmıştır. Bu yeni yapının kuzey duvarı tapınağın kendi duvarının taşlarının yeniden kullanılmasıyla oluşturulmuştur, üstelik yapım sırasında yazılı taşlardan ikisinin baş aşağı konulduğu saptanmıştır. Tapınağın güney duvarı tümüyle kaldırılmıştır. Kaldırılan bu duvarın taşlarıyla kilisenin batısındaki giriş yerinin üç kapılı iç duvarı yapılmışsa da şimdi burası yıkık durumdadır.

ZEUS - TİFON SÖYLENCESİ

Şeytan deresi ve Korikos mağaraları (Cennet-Cehennem) doğal güzellikve söylencesel şöhretiyle bilinir. Önde masmavi bir deniz, arkada yüksek dağ yamaçlarının koyu çam ormanları görülür. Kıyıdan 2 km. kadar yokuş yukarı gidilince kayalar denizine girer ve sonra ve sonra önünüzde devasa bir çukur görürsünüz. Etrafı uçurumlarla çevrilidir. Fakat bu uçurumun dibi Cennet'tir.
Mersinler, narlar, harnuplar ve daha birçok yemişli ve yemişsiz ağaçlar, mağaranın dibinden akan bir suyla beslenir. Suyun akışı gökgürültüsü gibi homurdanır. Eskiden burası hiç tekin sayılmazmış. Suyun o derin davudi iniltisini, tanrılar eliyle çalınan kös ve kudüm gibi çalgılardan gelmekte olduğunu sanırlarmış. İşte burada ZAS adıyla Zeus'a tapınılırdı. Zeus rahiplerine de buralarda Zas adı verilirdi. Bu mağarada Zeus rahipleri, Zeus ayinleri düzenlerler ve kehanette bulunurlardı. Obruğun güneyindeki Zeus tapınağı yörenin kutsal olduğunun bir göstergesidir.Bilindiği gibi Olympos tanrıları ile Titanlar (Devler) arasında çıkan savaşta bu devler yenilirler ve tanrıların kralı Zeus'un buyruğuyla yerin derinliklerinde tutsak edilirler. Toprakana KYBELE, Titanların kökünü kurutan Zeus'tan öç almak için bu kez de bir başka ejder doğurur. Halikarnas Balıkçısı'na göre TİFON adı verilen bu ejderha Kybele tarafından Kilikya'da dünyaya getirilen bir dev idi. Bu dev yılan gövdesinin üst tarafı insan , alt tarafı da yılandı. Tıpkı Şahmeran, İlluyanka ve Tevrat'ta sözü edilen Havva'yı baştan çıkaran yılan gibi.Tifon, gövdesi kabuklarla örtülü, her bir gözü ateş püsküren, geçtiği yeri yakıp yıkan bir azmandı. Devlerin tanrılara karşı savaşında Zeus'u en çok sıkıştıran o idi. Zeus'un elinden eğri kılıncını alır (Zeus, Ivriz ve Boğazköy Hitit tanrıları gibi eğri Hitit kılıcı taşırdı). Bu klılıçla Tifon, Zeus'un pazularını kesip saklar. Hermes bu pazuları çalıp Zeus'a geri verir. Böylece gövdesi tamamlanan Zeus, Tifon'u şimşekleye şimşekleye, bir yerden öteki yere kovalaya kovalaya geçici olarak Cehennem Kuyusunda tutar. Daha sonra da onu Sicilya adasındaki Etna Yanardağının altına hapseder. Tifon her nasılsa, bu arada belden yukarısı kadın, aşağısı yılan olan yaratık EKHİDNA ile çiftleşmek için uygun zaman bulur ve bundan da birbirinden korkunç canavarlar türer.Adı İlyada'da Typheus diye geçen Tifon, İlyada'ya göre Khrysaor'la Kallirhoe'nin oğludur. Kadın başlı yılan Ekidna'dan doğan canavarların birisi de 3 başlı köpek SERBERUS'tur. Kuyruğu yılan olan ve sivri dişleri zehir akıtan bu üç başlı yaratık, bu dünya ile sınır oluşturan STYX ırmağının öte yakasında bekçilik eder ve Hades'in karanlıklar ve ölüler ülkesine yalnızca ölülerin geçmesine izin verirdi.HESİODOS, Theogonya'nın başlangıcında Tifon için bir soyağacı verir ve onu bir yanardağ tanrısı olarak tanımlar.Imparator Neron zamanında yaşamış olan POMPEİNUS MELA Dilek-Astım Mağarası için: "İşte dev Tifon burada otururdu. Bu mağaraya giren hayvan yaşamazdı" diyor. Grek tragedya yazarı AESKHİLOS bir oyununda PROMETHEUS'u konuşturarak: "O Toprakana'dan yani Kibele'den doğan Tifon ki Kilikya mağaralarında yaşayan 100 başlı devdi" dedirtti. FRAZER, Korykos mağaralarında yada onların çevresinde soyu tükenmiş devasa hayvan taşılları bulunduğunu ve belki de bu fosiller dolayısıyla yarıyılan bir dev düşünüldüğünü yazar. Kutsallığını bu günde sürdüren Cennet-Cehennem ve Dilek-Astım mağarası, çevresindeki ağaç ve çalı dallarına bez parçalarından düğümler atıldığı görülmektedir. Bunlar yerli halkın ve buraya gezmeye gelenlerin yaptıkları adak ve dilek düğümleridir. Bunlar yörenin en az 3000 yıldır kutsallığından bir şey kaybetmediğini gösteriyor. Dilek-Astım Mağarası, cennet obruğundan 300 m. batıdadır. Mağara 18 m. derinliğinde doğal bir kuyudur. Mağara koridorları birbirleriyle bağlantılıdır. Toplam uzunluğu 200 m. dir Tifon'un ini olan bu mağara sayısız dikit ve sarkıtlarla doğal olarak süslenmiştir. Bu mağarada ortalama ısı 14 santigrat derecedir. Nem oranı yazın %85 ile kışın %98 arasında değişir. Mağaradaki havanın, astımlı hastalara iyi geldiği söylenir. İçerisi nemden kaygan, oksijeni azdır. Karbonmonoksitten dolayı tehlikeli olabilir. Çok fazla kalınmaması gerekir. Cennet çukurundaki Meryem Ana kilisesinin gerisinde taş döşeli kaygan bir patika yol, mağaranın sonuna doğru 200 m. daha inmeye devam eder. Burada mitolojik cehennem ırmağı Styks ile bağlantılı görünen yeraltı suyu akar. Antik yazar Strabon bu dereden "acı su" oarak sözeder. Mağaranın kaya duvarındaki yazıtta adının "Aous" olduğu yazılıdır. Bu yeraltı suyunun bir kolu dağın eteğindeki Narlıkuyu'dan denize ulaşır.
(Araştırmacı Şahin ÖZKAN)

   

TAKKADIN ÖREN YERİ

Paslı ören yerinden sonra 4 km ileride Roma ve Bizans dönemlerine ait yoğun kalıntıların bulunduğu Takkadın örenyerine varılır. Burada kaya mezarları, lahitler, aslan kabartmalı lahit kapakları, nekropol, sarnıç, küçük bir kale, kilise ve ev kalıntıları bulunmaktadır.

Narlıkuyu koyunda hemen deniz kıyısında bulunan hamam IV.yy Roma dönemine aittir. İmparatorluk yönetiminde etkin bir kişi olan Poimenios tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Cennet obruğu içindeki yeraltı deresinin denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanılarak burada yaptırılan hamamın yıkanma bölümünün tabanında yarıtanrıça üç kızkardeş tasvir edilmektedir. Baskın renkleri beyaz, siyah, kahverengi ve sarı olan mozaikte Zeus''n kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia çıplak olarak kumru ve keklikler arasında dans ederken görülmektedir.

Mozaik tablonun üst kenarındaki Grekçe yazının Türkçesi şöyledir:"Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar'ın dürüst yöneticisi Poimenios'tur".

Yazıttan da anlaşılacağı gibi Poimenios, Roma imparatorları Arcadius ve Honorius'un dostu ve bugünkü Büyükada, Kınalıada ve Heybeliada'nın o dönemlerdeki yöneticisi imiş.

Narlıkuyu'dan kuzeye doğru giden asfalt yolun 2. Kilometresinde antik şehir kalıntıları ile mağaraların bulunduğu yere ulaşılır.

Roma ve Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları arasında hala ayakta duran üstü hatıllı kapı söğeleri ile taş kemerler, sarnıç ve Cennet Obruğu'nun hemen yanında Zeus Tapınağı bulunmaktadır.